Erken Dönem Osmanlı’da Bir Âlim: Amasya Kadısı Abdurrahman Muslihî’nin Hayatı ve İstinsah Faaliyetleri


Creative Commons License

Hüseyni s. M. T.

Amasya ilahiyat dergisi, sa.28, ss.223-265, 2026 (TRDizin)

Özet

Anadolu’nun Selçuklular tarafından fethedilerek İslâm coğrafyasına dâhil edilmesinden sonra Rûmiyye-i Suğrâ olarak anılan Sivas, Amasya ve Tokat şehirleri, ilme ve âlimlere gösterdikleri himaye ile tanınan Danişmentliler tarafından yönetilmiştir. Danişmentliler’in ilim ve kültüre verdikleri önem doğrultusunda bu şehirlerde yüksek seviyeli medreseler ve ilmî merkezler inşa edilmiş; bu durum, dönemin önde gelen âlimlerinin bölgeye yönelmesine zemin hazırlamıştır. Hükümet merkezi olarak Sivas’ın tercih edilmesi başlangıçta Amasya ve Tokat’ın ilmî hayat açısından ikinci planda kalmasına neden olmuş, âlimlerin büyük bir kısmı ilmî faaliyetlerini Sivas’ta sürdürmeyi tercih etmiştir. Ancak XIV. yüzyıldan itibaren Sivas’ta artan siyasî istikrarsızlıklar, şehir yönetimlerinde yaşanan değişiklikler ve çeşitli politik tercihler, ilmî ortam üzerinde belirgin bir olumsuz etki yaratmıştır. Buna karşılık Amasya’nın daha istikrarlı, güvenli ve ilmî faaliyetler için elverişli bir merkez hâline gelmesi, âlimlerin tercihlerini değiştirmiş; bu süreçte hem Sivas’ın sahip olduğu ilmî cazibe azalmış hem de Amasya önemli ölçüde ön plana çıkmıştır. Bu şartlar altında bölgedeki pek çok âlim Sivas yerine Amasya’ya yerleşmiş, ayrıca Sivas’tan Amasya’ya doğru dikkate değer bir ilim adamı göçü yaşanmıştır. 1398 yılında Yıldırım Bayezid’in Amasya’yı Osmanlı topraklarına katması ve şehrin idaresini oğlu Çelebî Mehmed’e bırakması, Amasya’nın yalnızca ilmî değil aynı zamanda siyasî bir merkez olarak güçlenmesini sağlamıştır. XV. yüzyılda Amasya, cami, medrese, kütüphane, imaret ve darüşşifa gibi pek çok ilmî ve kültürel yapının inşa edildiği bir şehir kimliğine kavuşmuş; bu kurumlar sayesinde hem yeni âlimlerin yetişmesine katkı sağlanmış hem de şehir geniş bir ilmî çevreyi kendisine çekmiştir. Nitekim klasik kaynaklarda Amasya’nın “âlimler şehri” anlamına gelen medînetü’l-hukemâ olarak anılması, şehrin bu dönemde kazandığı entelektüel kimliğin bir yansımasıdır. Bu ilmî hareketlilik içinde Sivas’tan Amasya’ya göç eden âlimlerden biri de Muslihiddîn Mûsâ es-Sivâsî’dir. XIV. yüzyılda Amasya’ya yerleşen Muslihiddîn Mûsâ, burada medreselerde tedrise başlamış ve ilmî faaliyetleriyle kısa sürede tanınmıştır. Ona nispetle Muslihî adıyla anılan aile, XIV. yüzyıl boyunca Amasya’nın ilmî ve idarî yapısında önemli roller üstlenmiş; aileden pek çok müderris, kadı ve ilmiye mensubu yetişmiştir. Muslihî ailesinin Sivas’tan Amasya’ya uzanan bu ilmî ve sosyal serüveni hem bölgesel ilim hareketliliğini hem de şehrin Osmanlı ilmiye teşkilatı içindeki belirleyici konumunu anlamak açısından dikkat çekici bir örnek teşkil etmektedir. Bu makalede, XV. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan Muslihî ailesinden müderris, hattat ve Amasya kadısı Abdurrahman Muslihî’nin hayatı ve ilmî faaliyetleri; arşiv belgeleri, vakfiye kayıtları ve istinsah ettiği yazmalar ışığında ele alınacaktır. Böylece hem Muslihî ailesinin Amasya ilmî çevresindeki yeri hem de dönemin ilim hareketliliği içindeki konumu daha geniş bir çerçevede değerlendirilmiş olacaktır.
After the conquest of Anatolia by the Seljuks and its incorporation into the Islamic world, the cities of Sivas, Amasya, and Tokat, known collectively as Rūmiyya-yi Sughrā, came under the rule of the Danishmendids, who were renowned for their patronage of knowledge and scholars. In line with the Dānishmendids’ emphasis on learning and culture, advanced madrasas and scholarly centers were established in these cities, creating an environment that attracted many leading scholars of the period. The selection of Sivas as the administrative capital initially caused Amasya and Tokat to remain in the background in terms of scholarly activity, and most scholars preferred to pursue their intellectual work in Sivas. However, from the fourteenth century onward, increasing political instability in Sivas, changes in local governance, and various political preferences created adverse effects on the city’s scholarly environment. In contrast, Amasya gradually emerged as a more stable, secure, and favorable center for intellectual pursuits, leading scholars to shift their preference toward this city. As a result, the scholarly appeal of Sivas diminished, while Amasya rose to prominence. Under these circumstances, many scholars from the region settled in Amasya rather than Sivas, and a significant migration of learned individuals from Sivas to Amasya took place. In 1398, when Yıldırım Bayezid incorporated Amasya into Ottoman territory and entrusted its governance to his son Chelebi Mehmed, Amasya developed not only as an intellectual hub but also as a political center. During the fifteenth century, the city acquired a rich scholarly and cultural identity marked by the construction of numerous institutions, including mosques, madrasas, libraries, imarets, and hospitals. These establishments contributed both to the training of new scholars and to attracting a broader scholarly community. Indeed, classical sources refer to Amasya as madīnat al-hukamāʾ, “the city of scholars,” reflecting the intellectual character it acquired during this period. Among the scholars who migrated from Sivas to Amasya within this scholarly movement was Muslih al-Dīn Mūsā al-Sivāsī. Settling in Amasya in the fourteenth century, Muslih al-Dīn soon became known for his teaching in the madrasas and his scholarly activities. The family known by the nisba Muslihī, attributed to him, played significant roles in the intellectual and administrative structure of Amasya throughout the fifteenth century, producing numerous professors, judges, and members of the learned class. The intellectual and social trajectory of the Muslihī family, from Sivas to Amasya, constitutes a noteworthy example for understanding both regional scholarly mobility and the city’s influential position within the Ottoman scholarly establishment. This article examines the life and scholarly activities of Abd al-Rahman Muslihī, a professor, calligrapher, and judge of Amasya, who lived in the first half of the fifteenth century, drawing on archival documents, waqf records, and manuscripts copied by his hand. The study also seeks to situate both the Muslihī family’s role within Amasya’s scholarly milieu and their place within the broader intellectual dynamics of the period.