Göç ve Barınma: Toplu Yaşam Alanlarının Fiziksel, Ruhsal ve Sosyal Sağlık Üzerindeki Sonuçları


Hançer Tok H., Mert T. Y.

7TH INTERNATIONAL ASKLEPIOS CONGRESS ON MEDICINE, NURSING, MIDWIFERY, AND HEALTH SCIENCES CONGRESS, Priştine, Kosova, 16 - 18 Ocak 2026, ss.37-50, (Tam Metin Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Tam Metin Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Priştine
  • Basıldığı Ülke: Kosova
  • Sayfa Sayıları: ss.37-50
  • Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Küreselleşme, iklim değişikliği, savaşlar, ekonomik eşitsizlikler ve politik istikrarsızlıklar, günümüzde kitlesel göç hareketlerini hızlandırmış ve milyonlarca insanı doğdukları topraklardan uzaklaştırmıştır. Bu durum, özellikle göçmen ve mülteci toplulukların barınma, sağlık ve sosyal uyum sorunlarını derinleştirmektedir. Bu çalışma, göçmen toplumlarda barınma koşullarının halk sağlığı üzerindeki etkilerini bütüncül bir yaklaşımla incelemeyi amaçlamaktadır. Literatür ve güncel raporlar doğrultusunda yapılan değerlendirmeler, konut kalabalıklığı, yetersiz yaşam alanı ve altyapı eksikliğinin fiziksel, ruhsal ve sosyal sağlık üzerinde çok yönlü olumsuz sonuçlar yarattığını göstermektedir. Toplu yaşam alanlarında bulaşıcı hastalıkların (ör. tüberküloz, influenza, paraziter enfeksiyonlar) yayılımı kolaylaşmakta; çevresel stres etkenleri (nem, gürültü, kalabalık) bağışıklık sistemini zayıflatarak enfeksiyon riskini dolaylı biçimde artırmaktadır. Ruhsal açıdan, kalabalık ve kişisel alanın sınırlı olduğu

yaşam biçimleri stres, anksiyete, depresyon ve sosyal izolasyona yol açmakta; zorunlu göç travmalarıyla birleştiğinde özellikle kadınlar ve çocuklarda bu etkiler daha belirgin hale gelmektedir. Bulgular, barınma hakkının sağlık hakkıyla doğrudan ilişkili temel bir insan hakkı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle toplu yaşam alanlarının planlanmasında kırılgan grupların ihtiyaçlarını merkeze alan,çevresel ve sosyal belirleyicileri birlikte ele alan bütüncül halk sağlığı yaklaşımı gereklidir. Toplum sağlığı hemşireleri, bu süreçte risk haritalaması, sağlık eğitimi, kronik hastalık izlemi ve kültürel duyarlılığa dayalı danışmanlık faaliyetleriyle anahtar rol üstlenmektedir.

Globalization, climate change, wars, economic inequalities, and political instability have accelerated mass migration movements today, displacing millions of people from their homelands. This situation has exacerbated housing, health, and social integration problems, particularly for migrant and refugeecommunities. This study aims to examine the effects of housing conditions on public health in migrant communities using a holistic approach. Assessments based on the literature and current reports show that overcrowding, inadequate living space, and lack of infrastructure have multifaceted negative consequences on physical, mental, and social health. The spread of infectious diseases (e.g., tuberculosis, influenza, parasitic infections) is facilitated in communal living spaces; environmental stressors (humidity, noise, overcrowding) indirectly increase the risk of infection by weakening the immune system. Mentally, crowded living conditions with limited personal space lead to stress, anxiety, depression, and social isolation; when combined with the trauma of forced migration, these effects are particularly pronounced among women and children. Findings reveal that the right to housing is a fundamental human right directly linked to the right to health. Therefore, a comprehensive public health approach that focuses on the needs of vulnerable groups and addresses environmental and social determinants together is necessary in the planning of collective living spaces. Public health nurses play a key role in this process through risk mapping, health education, chronic disease monitoring, and culturally sensitive counseling activities.